acerbating the situation
durumu daha da kötü hale getirmek
acerbating existing inequalities
var olan eşitsizlikleri daha da kötü hale getirmek
acerbating health problems
sağlık sorunlarını daha da kötü hale getirmek
acerbating social divisions
sosyal bölünmeleri daha da derinleştirmek
acerbating environmental damage
çevresel hasarı daha da kötü hale getirmek
acerbating the conflict
çatışmayı daha da kötü hale getirmek
acerbating political instability
siyasi istikrarsızlığı daha da kötü hale getirmek
acerbating the problem
sorunu daha da kötü hale getirmek
the conflict is acerbating due to lack of communication.
Çatışma, iletişim eksikliği nedeniyle şiddetleniyor.
the economic crisis is acerbating social inequalities.
Ekonomik kriz, toplumsal eşitsizlikleri daha da kötü hale getiriyor.
his illness is acerbating his anxiety.
Hastalığı, endişelerini daha da artırıyor.
the heat wave is acerbating the drought conditions.
Sıcak hava dalgası, kuraklık koşullarını daha da kötü hale getiriyor.
political polarization is acerbating tensions in the country.
Siyasi kutuplaşma, ülkedeki gerginliği daha da artırıyor.
the constant criticism is acerbating his feelings of inadequacy.
Sürekli eleştiri, yetersizlik duygularını daha da kötü hale getiriyor.
traffic congestion is acerbating air pollution in urban areas.
Trafik sıkışıklığı, şehirlerde hava kirliliğini daha da artırıyor.
the lack of sleep is acerbating his headaches.
Uyku eksikliği, baş ağrılarını daha da kötü hale getiriyor.
her injury is acerbating her pain.
Yaralanması, ağrısını daha da kötü hale getiriyor.
the ongoing war is acerbating the humanitarian crisis.
Süregelen savaş, insani krizi daha da kötü hale getiriyor.
acerbating the situation
durumu daha da kötü hale getirmek
acerbating existing inequalities
var olan eşitsizlikleri daha da kötü hale getirmek
acerbating health problems
sağlık sorunlarını daha da kötü hale getirmek
acerbating social divisions
sosyal bölünmeleri daha da derinleştirmek
acerbating environmental damage
çevresel hasarı daha da kötü hale getirmek
acerbating the conflict
çatışmayı daha da kötü hale getirmek
acerbating political instability
siyasi istikrarsızlığı daha da kötü hale getirmek
acerbating the problem
sorunu daha da kötü hale getirmek
the conflict is acerbating due to lack of communication.
Çatışma, iletişim eksikliği nedeniyle şiddetleniyor.
the economic crisis is acerbating social inequalities.
Ekonomik kriz, toplumsal eşitsizlikleri daha da kötü hale getiriyor.
his illness is acerbating his anxiety.
Hastalığı, endişelerini daha da artırıyor.
the heat wave is acerbating the drought conditions.
Sıcak hava dalgası, kuraklık koşullarını daha da kötü hale getiriyor.
political polarization is acerbating tensions in the country.
Siyasi kutuplaşma, ülkedeki gerginliği daha da artırıyor.
the constant criticism is acerbating his feelings of inadequacy.
Sürekli eleştiri, yetersizlik duygularını daha da kötü hale getiriyor.
traffic congestion is acerbating air pollution in urban areas.
Trafik sıkışıklığı, şehirlerde hava kirliliğini daha da artırıyor.
the lack of sleep is acerbating his headaches.
Uyku eksikliği, baş ağrılarını daha da kötü hale getiriyor.
her injury is acerbating her pain.
Yaralanması, ağrısını daha da kötü hale getiriyor.
the ongoing war is acerbating the humanitarian crisis.
Süregelen savaş, insani krizi daha da kötü hale getiriyor.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir