anguishing in silence
sessizliğe kapılmak
an anguishing wait
çileli bir bekleme
an anguishing experience
çileli bir deneyim
an anguishing dilemma
çileli bir ikilem
the news of his illness was anguishing to her.
onun hastalığıyla ilgili haber onun için çok üzücüydü.
he felt an anguishign loneliness as he walked through the empty streets.
boş sokaklarda yürürken içinde tarifsiz bir yalnızlık hissetti.
the anguishing cries of the wounded animal filled the air.
yaralı hayvanın acı dolu çığlıkları havayı dolduruyordu.
she was anguished by the thought of leaving her family behind.
ailesini geride bırakma düşüncesi onu kahrediyordu.
his anguishing plea for help went unanswered.
yardım çığırıkları cevapsız kaldı.
the agonizing wait for the test results was anguishing.
test sonuçları için çileli bekleyiş çok üzücüydü.
an anguishing silence followed his words.
sözlerinin ardından boğucu bir sessizlik oldu.
the film depicted the anguishing reality of war.
film savaşın üzücü gerçeğini gözler önüne seriyordu.
he was anguished by the loss of his beloved pet.
sevdiği evcil hayvanını kaybetmesi onu kahrediyordu.
the decision left him in an anguishing state of mind.
karar onu çok üzücü bir ruh haline soktu.
anguishing in silence
sessizliğe kapılmak
an anguishing wait
çileli bir bekleme
an anguishing experience
çileli bir deneyim
an anguishing dilemma
çileli bir ikilem
the news of his illness was anguishing to her.
onun hastalığıyla ilgili haber onun için çok üzücüydü.
he felt an anguishign loneliness as he walked through the empty streets.
boş sokaklarda yürürken içinde tarifsiz bir yalnızlık hissetti.
the anguishing cries of the wounded animal filled the air.
yaralı hayvanın acı dolu çığlıkları havayı dolduruyordu.
she was anguished by the thought of leaving her family behind.
ailesini geride bırakma düşüncesi onu kahrediyordu.
his anguishing plea for help went unanswered.
yardım çığırıkları cevapsız kaldı.
the agonizing wait for the test results was anguishing.
test sonuçları için çileli bekleyiş çok üzücüydü.
an anguishing silence followed his words.
sözlerinin ardından boğucu bir sessizlik oldu.
the film depicted the anguishing reality of war.
film savaşın üzücü gerçeğini gözler önüne seriyordu.
he was anguished by the loss of his beloved pet.
sevdiği evcil hayvanını kaybetmesi onu kahrediyordu.
the decision left him in an anguishing state of mind.
karar onu çok üzücü bir ruh haline soktu.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir