apposing forces
karşıt güçler
apposing arguments
karşıt argümanlar
apposing views
karşıt görüşler
apposing sides
karşıt taraflar
apposing action
karşı eylem
apposing each other
birbirine karşı
apposing the decision
karşı karar
they were apposing each other's ideas during the debate.
tartışma sırasında birbirlerinin fikirlerine karşı çıkıyorlardı.
the apposing teams showed great sportsmanship.
karşılaşan takımlar büyük bir sportsmenlik sergilediler.
apposing forces clashed on the battlefield.
karşıt güçler savaş alanında çarpıştı.
she found herself apposing her friend's decision.
kendi kendini arkadaşının kararına karşı buldu.
the apposing views created a lively discussion.
karşıt görüşler canlı bir tartışma yarattı.
in the meeting, apposing opinions were expressed.
toplantıda, karşıt görüşler dile getirildi.
apposing factions within the party caused a rift.
parti içindeki karşıt fraksiyonlar bir ayrılığa neden oldu.
the apposing arguments were well-structured.
karşıt argümanlar iyi yapılandırılmıştı.
they were apposing forces in the political arena.
onlar siyasi arenada karşıt güçlerdi.
apposing interests often lead to negotiations.
karşıt çıkarlar genellikle müzakerelere yol açar.
apposing forces
karşıt güçler
apposing arguments
karşıt argümanlar
apposing views
karşıt görüşler
apposing sides
karşıt taraflar
apposing action
karşı eylem
apposing each other
birbirine karşı
apposing the decision
karşı karar
they were apposing each other's ideas during the debate.
tartışma sırasında birbirlerinin fikirlerine karşı çıkıyorlardı.
the apposing teams showed great sportsmanship.
karşılaşan takımlar büyük bir sportsmenlik sergilediler.
apposing forces clashed on the battlefield.
karşıt güçler savaş alanında çarpıştı.
she found herself apposing her friend's decision.
kendi kendini arkadaşının kararına karşı buldu.
the apposing views created a lively discussion.
karşıt görüşler canlı bir tartışma yarattı.
in the meeting, apposing opinions were expressed.
toplantıda, karşıt görüşler dile getirildi.
apposing factions within the party caused a rift.
parti içindeki karşıt fraksiyonlar bir ayrılığa neden oldu.
the apposing arguments were well-structured.
karşıt argümanlar iyi yapılandırılmıştı.
they were apposing forces in the political arena.
onlar siyasi arenada karşıt güçlerdi.
apposing interests often lead to negotiations.
karşıt çıkarlar genellikle müzakerelere yol açar.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir