blurs

[US]/bɜːrz/
[UK]/bərz/
Frequency: Very High

Translation

n. bulanıklıkların çoğulu; bulanık olan şeyler; hareket ederken belirsiz bir şekil; bulanık bir anı; bulanıklıkların çoğulu; eğik kenar çerçeveleri; lekeler
v. bulanıklık fiilinin üçüncü tekil şimdiki zamanı; bir şeyi bulanık hale getirmek; şeyleri ayırt etmeyi zorlaştırmak; bulanıklık fiilinin üçüncü tekil şimdiki zamanı; bir şeyi bulanık hale getirmek; bir şeye zarar vermek

Phrases & Collocations

blurs the lines

sınırları bulanıklaştırır

blurs vision

görüşü bulanıklaştırır

blurs the issue

konuyu bulanıklaştırır

blurrs the boundaries

sınırları bulanıklaştırır

blurs the distinction

ayırtıı bulanıklaştırır

blurs with age

yaşla bulanıklaşır

blurs memories

anıları bulanıklaştırır

Example Sentences

the fog blurs the view of the mountains.

Sis, dağların manzarasını bulanıklaştırıyor.

her memory of the event blurs over time.

Olayın anısı zamanla bulanıklaşıyor.

the artist's brush strokes blurs the lines between reality and imagination.

Sanatçının fırça darbeleri gerçek ve hayal arasındaki çizgileri bulanıklaştırıyor.

as the sun sets, the landscape blurs into shadows.

Güneş batarken, manzara gölgelere bulanıyor.

the fast-moving car blurs past us.

Hızlı giden araba bizden hızla bulanıklaşıp geçiyor.

her tears blurs her vision.

Gözyaşları görüşünü bulanıklaştırıyor.

the lines on the paper blurs when wet.

Kağıttaki çizgiler ıslakken bulanıklaşıyor.

time blurs the details of the past.

Zaman geçmişin detaylarını bulanıklaştırıyor.

the photographer loves how the motion blurs in his pictures.

Fotoğrafçı, fotoğraflarındaki hareketin nasıl bulanıklaştığını seviyor.

in the distance, the city lights blurs together.

Uzakta, şehir ışıkları birbirine karışıp bulanıklaşıyor.

Popular Words

Explore frequently searched vocabulary

Download App to Unlock Full Content

Want to learn vocabulary more efficiently? Download the DictoGo app and enjoy more vocabulary memorization and review features!

Download DictoGo Now