deduced conclusion
çıkarılan sonuç
deduced meaning
çıkarılan anlam
deduced result
çıkarılan sonuç
deduced information
çıkarılan bilgi
deduced inference
çıkarılan çıkarım
deduced fact
çıkarılan gerçek
deduced assumption
çıkarılan varsayım
deduced theory
çıkarılan teori
deduced evidence
çıkarılan kanıt
deduced hypothesis
çıkarılan hipotez
she deduced the answer from the clues provided.
onlardan sağladığı ipuçlarından cevabı çıkardığını
the detective deduced that the suspect was lying.
dedektif, şüphelinin yalan söylediği sonucuna vardı.
from his tone, i deduced he was upset.
onun tonlamasından, üzgün olduğunu çıkardım.
they deduced a connection between the two events.
iki olay arasında bir bağlantı olduğunu çıkardılar.
after analyzing the data, she deduced a pattern.
verileri analiz ettikten sonra, bir örüntü olduğunu çıkardığını
he deduced that she was the one who called.
o'nun arayan kişinin kendisi olduğunu çıkardığını
the scientist deduced the formula through experiments.
bilim insanı, deneyler yoluyla formülü çıkardığını
from the evidence, we can deduce the timeline of events.
kanıtlarından, olayların zaman çizelgesini çıkarabiliriz.
she deduced the truth from his inconsistent statements.
tutarsız ifadelerinden gerçeği çıkardığını
by observing the stars, they deduced their location.
yıldızları gözlemleyerek yerlerini belirlediler.
deduced conclusion
çıkarılan sonuç
deduced meaning
çıkarılan anlam
deduced result
çıkarılan sonuç
deduced information
çıkarılan bilgi
deduced inference
çıkarılan çıkarım
deduced fact
çıkarılan gerçek
deduced assumption
çıkarılan varsayım
deduced theory
çıkarılan teori
deduced evidence
çıkarılan kanıt
deduced hypothesis
çıkarılan hipotez
she deduced the answer from the clues provided.
onlardan sağladığı ipuçlarından cevabı çıkardığını
the detective deduced that the suspect was lying.
dedektif, şüphelinin yalan söylediği sonucuna vardı.
from his tone, i deduced he was upset.
onun tonlamasından, üzgün olduğunu çıkardım.
they deduced a connection between the two events.
iki olay arasında bir bağlantı olduğunu çıkardılar.
after analyzing the data, she deduced a pattern.
verileri analiz ettikten sonra, bir örüntü olduğunu çıkardığını
he deduced that she was the one who called.
o'nun arayan kişinin kendisi olduğunu çıkardığını
the scientist deduced the formula through experiments.
bilim insanı, deneyler yoluyla formülü çıkardığını
from the evidence, we can deduce the timeline of events.
kanıtlarından, olayların zaman çizelgesini çıkarabiliriz.
she deduced the truth from his inconsistent statements.
tutarsız ifadelerinden gerçeği çıkardığını
by observing the stars, they deduced their location.
yıldızları gözlemleyerek yerlerini belirlediler.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir