sound echoer
ses yankılayıcı
skilled echoer
deneyimli yankılayıcı
true echoer
doğru yankılayıcı
an echoer
bir yankılayıcı
the echoer
o yankılayıcı
being an echoer
bir yankılayıcı olmak
echoer's voice
yankılayıcının sesi
echoer system
yankılayıcı sistemi
digital echoer
dijital yankılayıcı
natural echoer
doğal yankılayıcı
the room's acoustics made her voice an echoer of the space.
Oda akustiği, onun sesini uzamanın bir yankılayıcısı yaptı.
he was a faithful echoer of his mentor's teachings.
O, mentörünün öğretilerinin sadık bir yankılayıcısıydı.
the politician sought an echoer in the younger generation.
Siyasetçi, genç nesil içinde bir yankılayıcı aradı.
the algorithm identifies potential echoers of misinformation online.
Algoritma, yanlış bilgilerin potansiyel yankılayıcılarını çevrimiçi olarak tanımlar.
she became an echoer of popular sentiment on social media.
O, sosyal medyadaki popüler duyguların bir yankılayıcısı oldu.
the company looked for an echoer to amplify their brand message.
Şirket, marka mesajlarını güçlendirmek için bir yankılayıcı aradı.
he proved to be a reliable echoer of the company's values.
O, şirket değerlerinin güvenilir bir yankılayıcısı oldu.
the campaign needed an echoer to spread awareness of the cause.
Kampanya, sebebin farkındalığını yaymak için bir yankılayıcıya ihtiyaç duydü.
the software flags users who act as an echoer of spam content.
Yazılım, spam içeriklerin yankılayıcısı olan kullanıcıları işaretler.
the news outlet sought an echoer to broaden its reach.
Haber kaynağı, ulaşımını genişletmek için bir yankılayıcı aradı.
the study examined the role of echoers in online communities.
Araştırma, çevrimiçi topluluklardaki yankılayıcıların rolünü inceledi.
sound echoer
ses yankılayıcı
skilled echoer
deneyimli yankılayıcı
true echoer
doğru yankılayıcı
an echoer
bir yankılayıcı
the echoer
o yankılayıcı
being an echoer
bir yankılayıcı olmak
echoer's voice
yankılayıcının sesi
echoer system
yankılayıcı sistemi
digital echoer
dijital yankılayıcı
natural echoer
doğal yankılayıcı
the room's acoustics made her voice an echoer of the space.
Oda akustiği, onun sesini uzamanın bir yankılayıcısı yaptı.
he was a faithful echoer of his mentor's teachings.
O, mentörünün öğretilerinin sadık bir yankılayıcısıydı.
the politician sought an echoer in the younger generation.
Siyasetçi, genç nesil içinde bir yankılayıcı aradı.
the algorithm identifies potential echoers of misinformation online.
Algoritma, yanlış bilgilerin potansiyel yankılayıcılarını çevrimiçi olarak tanımlar.
she became an echoer of popular sentiment on social media.
O, sosyal medyadaki popüler duyguların bir yankılayıcısı oldu.
the company looked for an echoer to amplify their brand message.
Şirket, marka mesajlarını güçlendirmek için bir yankılayıcı aradı.
he proved to be a reliable echoer of the company's values.
O, şirket değerlerinin güvenilir bir yankılayıcısı oldu.
the campaign needed an echoer to spread awareness of the cause.
Kampanya, sebebin farkındalığını yaymak için bir yankılayıcıya ihtiyaç duydü.
the software flags users who act as an echoer of spam content.
Yazılım, spam içeriklerin yankılayıcısı olan kullanıcıları işaretler.
the news outlet sought an echoer to broaden its reach.
Haber kaynağı, ulaşımını genişletmek için bir yankılayıcı aradı.
the study examined the role of echoers in online communities.
Araştırma, çevrimiçi topluluklardaki yankılayıcıların rolünü inceledi.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir