emaciating disease
zayıflatıcı hastalık
emaciating effects
zayıflatıcı etkiler
emaciating hunger
zayıflatıcı açlık
emaciating condition
zayıflatıcı durum
emaciating stress
zayıflatıcı stres
emaciating illness
zayıflatıcı hastalık
emaciating treatment
zayıflatıcı tedavi
emaciating lifestyle
zayıflatıcı yaşam tarzı
emaciating poverty
zayıflatıcı yoksulluk
his illness was emaciating him day by day.
hastalığı onu her geçen gün zayıflatıyordu.
the emaciating effects of starvation are devastating.
açlığın zayıflatıcı etkileri yıkıcıdır.
she looked emaciating after weeks of poor nutrition.
birkaç hafta yetersiz beslenme sonrası zayıf görünüyordu.
emaciating conditions in the region have led to increased aid efforts.
bölgedeki zayıflatıcı koşullar, artan yardım çabalarına yol açtı.
the emaciating impact of the disease was evident in his appearance.
hastalığın zayıflatıcı etkisi görünümünde belirgindi.
many animals were found emaciating in the abandoned shelter.
terk edilmiş barınakta birçok hayvan zayıf bulundu.
emaciating stress can lead to serious health issues.
zayıflatıcı stres ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.
the documentary highlighted the emaciating effects of war on civilians.
belgesel, savaşın siviller üzerindeki zayıflatıcı etkilerini vurguladı.
emaciating poverty can strip away one's dignity.
zayıflatıcı yoksulluk birinin onurunu alabilir.
he was emaciating from the lack of food and water.
yeterli yiyecek ve su eksikliği nedeniyle zayıflıyordu.
emaciating disease
zayıflatıcı hastalık
emaciating effects
zayıflatıcı etkiler
emaciating hunger
zayıflatıcı açlık
emaciating condition
zayıflatıcı durum
emaciating stress
zayıflatıcı stres
emaciating illness
zayıflatıcı hastalık
emaciating treatment
zayıflatıcı tedavi
emaciating lifestyle
zayıflatıcı yaşam tarzı
emaciating poverty
zayıflatıcı yoksulluk
his illness was emaciating him day by day.
hastalığı onu her geçen gün zayıflatıyordu.
the emaciating effects of starvation are devastating.
açlığın zayıflatıcı etkileri yıkıcıdır.
she looked emaciating after weeks of poor nutrition.
birkaç hafta yetersiz beslenme sonrası zayıf görünüyordu.
emaciating conditions in the region have led to increased aid efforts.
bölgedeki zayıflatıcı koşullar, artan yardım çabalarına yol açtı.
the emaciating impact of the disease was evident in his appearance.
hastalığın zayıflatıcı etkisi görünümünde belirgindi.
many animals were found emaciating in the abandoned shelter.
terk edilmiş barınakta birçok hayvan zayıf bulundu.
emaciating stress can lead to serious health issues.
zayıflatıcı stres ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.
the documentary highlighted the emaciating effects of war on civilians.
belgesel, savaşın siviller üzerindeki zayıflatıcı etkilerini vurguladı.
emaciating poverty can strip away one's dignity.
zayıflatıcı yoksulluk birinin onurunu alabilir.
he was emaciating from the lack of food and water.
yeterli yiyecek ve su eksikliği nedeniyle zayıflıyordu.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir