| Plural | forlornnesses |
sense of forlornness
Yalnızlık hissi
the old house stood in deep forlornness, its windows staring like hollow eyes.
Eski ev derin bir yalnızlık içinde duruyordu, pencereleri boş gözler gibi bakıyordu.
she felt a profound sense of forlornness as the train disappeared down the track.
Train raydan uzaklaşırken onun içinde derin bir yalnızlık hissi uyandı.
the autumn leaves added to the quiet forlornness of the abandoned garden.
Yapraklar, terk edilmiş bahçenin sessiz yalnızlığını artırdı.
an overwhelming forlornness washed over him when he read the final letter.
Onun için son mektubu okurken bastıran bir yalnızlık hissi geldi.
the mountain cabin radiated an air of complete forlornness after the family left.
Aile gittikten sonra dağ evi tam bir yalnızlık havası yayıyordu.
he tried to shake off the bitter forlornness that had settled in his heart.
Onun kalbine yerleşmiş acımasız yalnızlığı sallamaya çalıştı.
the painting captured the aching forlornness of a solitary figure at dusk.
Tablo, akşamın yalnız figürünün acımasız yalnızlığını yakaladı.
winter brought a special kind of forlornness to the northern lighthouse.
Kış, kuzey fenerine özel bir tür yalnızlık getirdi.
she experienced sudden forlornness when she realized everyone had forgotten her birthday.
Herkesin doğum gününü unuttuğunu fark ettiğinde ani bir yalnızlık yaşadı.
the empty playground echoed with a profound forlornness that made her shiver.
Boş oyun alanı, onu titretmeyecek kadar derin bir yalnızlıkla sesleniyordu.
his poetry was infused with a deep, unshakeable forlornness that touched readers.
Şiirleri, okuyucuları etkileyen derin ve sarsılmaz bir yalnızlıkla doluydu.
the lost puppy's eyes were filled with such utter forlornness that passersby stopped to help.
Kayıp köpeğin gözleri, geçişçilerin yardım etmeye durmasını sağlayacak kadar tam bir yalnızlıkla doluydu.
sense of forlornness
Yalnızlık hissi
the old house stood in deep forlornness, its windows staring like hollow eyes.
Eski ev derin bir yalnızlık içinde duruyordu, pencereleri boş gözler gibi bakıyordu.
she felt a profound sense of forlornness as the train disappeared down the track.
Train raydan uzaklaşırken onun içinde derin bir yalnızlık hissi uyandı.
the autumn leaves added to the quiet forlornness of the abandoned garden.
Yapraklar, terk edilmiş bahçenin sessiz yalnızlığını artırdı.
an overwhelming forlornness washed over him when he read the final letter.
Onun için son mektubu okurken bastıran bir yalnızlık hissi geldi.
the mountain cabin radiated an air of complete forlornness after the family left.
Aile gittikten sonra dağ evi tam bir yalnızlık havası yayıyordu.
he tried to shake off the bitter forlornness that had settled in his heart.
Onun kalbine yerleşmiş acımasız yalnızlığı sallamaya çalıştı.
the painting captured the aching forlornness of a solitary figure at dusk.
Tablo, akşamın yalnız figürünün acımasız yalnızlığını yakaladı.
winter brought a special kind of forlornness to the northern lighthouse.
Kış, kuzey fenerine özel bir tür yalnızlık getirdi.
she experienced sudden forlornness when she realized everyone had forgotten her birthday.
Herkesin doğum gününü unuttuğunu fark ettiğinde ani bir yalnızlık yaşadı.
the empty playground echoed with a profound forlornness that made her shiver.
Boş oyun alanı, onu titretmeyecek kadar derin bir yalnızlıkla sesleniyordu.
his poetry was infused with a deep, unshakeable forlornness that touched readers.
Şiirleri, okuyucuları etkileyen derin ve sarsılmaz bir yalnızlıkla doluydu.
the lost puppy's eyes were filled with such utter forlornness that passersby stopped to help.
Kayıp köpeğin gözleri, geçişçilerin yardım etmeye durmasını sağlayacak kadar tam bir yalnızlıkla doluydu.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir