fragmentedly

[US]/[ˈfræɡmən(t)li]/
[UK]/[ˈfræɡmən(t)li]/

Translation

adv. Parçalı bir şekilde; kopuk şekilde.; Parça parça ya da eksik bir şekilde.; Dağılmış şekilde; saçılmış şekilde.

Phrases & Collocations

fragmentedly recalled

parçalı olarak hatırlanmış

fragmentedly presented

parçalı olarak sunulmuş

fragmentedly scattered

parçalı olarak dağılmış

fragmentedly pieced

parçalı olarak birleştirilmiş

fragmentedly understood

parçalı olarak anlaşılmış

fragmentedly expressed

parçalı olarak ifade edilmiş

fragmentedly written

parçalı olarak yazılan

fragmentedly delivered

parçalı olarak teslim edilmiş

fragmentedly collected

parçalı olarak toplanmış

fragmentedly arranged

parçalı olarak düzenlenmiş

Example Sentences

the memories came back fragmentedly, like scattered pieces of a broken mirror.

Hayatın parçaları gibi, kırık bir aynanın dağılmış parçaları gibi anılar geri geldi.

he explained the complex theory fragmentedly, struggling to find a clear starting point.

Karmaşık teoriyi parçalıca açıkladı, net bir başlangıç noktası bulmaya çalışıyordu.

the evidence presented in court was fragmentedly supportive of the defendant's alibi.

Suçlu olanın alibisi için delil mahkemede parçalıca destekleyiciydi.

the city's history is preserved fragmentedly in old photographs and local folklore.

Şehir tarihi eski fotoğraflar ve yerel halk hikayeleriyle parçalıca korunmaktadır.

she recalled the events of that day fragmentedly, unable to piece together a complete narrative.

O gün olaylarını parçalıca hatırladı, tam bir anlatı oluşturamadı.

the data was collected fragmentedly over several months, making analysis difficult.

Veri birkaç ay boyunca parçalıca toplandı, analiz zorlaştırdı.

the news arrived fragmentedly throughout the day, creating a sense of unease.

Haberler gün boyunca parçalıca geldi, bir rahatsızlık hissi yarattı.

the project's funding was allocated fragmentedly across different departments.

Proje fonu farklı bölümler arasında parçalıca ayrıldı.

the information was presented fragmentedly, making it hard to understand the overall picture.

Bilgi parçalıca sunuldu, genel resmi anlamanı zorlaştırdı.

the old house stood fragmentedly on the hill, a testament to years of neglect.

Eski ev yamaçta parçalıca duruyordu, yılların ihmalinin bir kanıtıydı.

the team's efforts were fragmentedly successful, but lacked overall coordination.

Ekibin çabaları parçalıca başarılıydı, ancak genel koordinasyon eksikti.

Popular Words

Explore frequently searched vocabulary

Download App to Unlock Full Content

Want to learn vocabulary more efficiently? Download the DictoGo app and enjoy more vocabulary memorization and review features!

Download DictoGo Now