glistening water
parıldayan su
glistening dewdrops
parıldayan çiytanecikler
glistening sunlight
parıldayan güneş ışığı
glistening snow
parıldayan kar
glistening eyes
parıldayan gözler
Yet just 20 miles away is a contrasting land of thick forests—mostly Douglas fir and hemlock—and glistening lakes full of native rainbow trout and kokanee salmon.
Ancak sadece 20 mil uzakta, yoğun ormanlardan—çoğunlukla Douglas çam ve ladin—ve yerel gökkuşağı alabalığı ve kokanee somonuyla dolu parıldayan göllerden oluşan zıt bir manzara var.
The glistening dew on the grass sparkled in the morning sunlight.
Otlar üzerindeki parıldayan çiytaneler, sabah güneşinde parlıyordu.
Her glistening eyes revealed her excitement.
Parıldayan gözleri heyecanını ortaya çıkardı.
The glistening snow covered the landscape in a blanket of white.
Parıldayan kar, manzarayı beyaz bir örtüyle kapladı.
The glistening sea stretched out endlessly before us.
Parıldayan deniz, sonsuza kadar uzanıyordu.
The glistening stars lit up the night sky.
Parıldayan yıldızlar, gece gökyüzünü aydınlattı.
His glistening smile brightened up the room.
Parıldayan gülümsemesi odayı aydınlattı.
The glistening diamond ring caught everyone's attention.
Parıldayan elmas yüzüğü herkesin ilgisini çekti.
The glistening sweat on his forehead showed his hard work.
Alnındaki parıldayan ter, yaptığı zorlu işi gösteriyordu.
The glistening river flowed peacefully through the valley.
Parıldayan nehir, vadi boyunca huzurlu bir şekilde aktı.
The glistening paint on the walls made the room look brand new.
Duvarlardaki parıldayan boya, odayı yepyeni görünmesini sağladı.
glistening water
parıldayan su
glistening dewdrops
parıldayan çiytanecikler
glistening sunlight
parıldayan güneş ışığı
glistening snow
parıldayan kar
glistening eyes
parıldayan gözler
Yet just 20 miles away is a contrasting land of thick forests—mostly Douglas fir and hemlock—and glistening lakes full of native rainbow trout and kokanee salmon.
Ancak sadece 20 mil uzakta, yoğun ormanlardan—çoğunlukla Douglas çam ve ladin—ve yerel gökkuşağı alabalığı ve kokanee somonuyla dolu parıldayan göllerden oluşan zıt bir manzara var.
The glistening dew on the grass sparkled in the morning sunlight.
Otlar üzerindeki parıldayan çiytaneler, sabah güneşinde parlıyordu.
Her glistening eyes revealed her excitement.
Parıldayan gözleri heyecanını ortaya çıkardı.
The glistening snow covered the landscape in a blanket of white.
Parıldayan kar, manzarayı beyaz bir örtüyle kapladı.
The glistening sea stretched out endlessly before us.
Parıldayan deniz, sonsuza kadar uzanıyordu.
The glistening stars lit up the night sky.
Parıldayan yıldızlar, gece gökyüzünü aydınlattı.
His glistening smile brightened up the room.
Parıldayan gülümsemesi odayı aydınlattı.
The glistening diamond ring caught everyone's attention.
Parıldayan elmas yüzüğü herkesin ilgisini çekti.
The glistening sweat on his forehead showed his hard work.
Alnındaki parıldayan ter, yaptığı zorlu işi gösteriyordu.
The glistening river flowed peacefully through the valley.
Parıldayan nehir, vadi boyunca huzurlu bir şekilde aktı.
The glistening paint on the walls made the room look brand new.
Duvarlardaki parıldayan boya, odayı yepyeni görünmesini sağladı.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir