| Plural | handss |
hands down
el üstü
hands on
eller üzerinde
hands free
eller serbest
hands full
eller dolu
hands out
eller dışarıda
hands together
eller bir arada
hands crossed
eller çapraz
hands up
eller yukarı
hands over
eller üzerinde
wash your hands thoroughly after handling raw meat.
ham etini işledikten sonra ellerinizi iyice yıkayın.
he clapped his hands with joy when he heard the news.
haberleri duyunca sevinçle ellerini çaldı.
she folded her hands and prayed silently.
ellerini birleştirdi ve sessizce dua etti.
the child had sticky hands from eating candy.
çocuk şeker yediği için elleri yapış yapıştı.
he lent a helping hand to the elderly woman.
yaşlı kadına yardım elini uzattı.
she tied her shoelaces with her own hands.
ayakkabı bağcıklarını kendi elleriyle bağladı.
the artist’s hands were stained with paint.
sanatçının elleri boyayla lekelenmişti.
he shook hands with the new colleague.
yeni meslektaşıyla el sıkıştı.
she kept her hands busy knitting a scarf.
ellerini meşgul tutmak için bir atkı ördü.
he washed the dishes by hand, not in a machine.
makinede değil, elde bulaşık yıkadı.
the pianist’s hands moved swiftly across the keys.
piyanistin elleri tuşlar arasında hızla hareket etti.
they joined hands and walked along the beach.
ellerini tuttular ve sahilde yürüdüler.
hands down
el üstü
hands on
eller üzerinde
hands free
eller serbest
hands full
eller dolu
hands out
eller dışarıda
hands together
eller bir arada
hands crossed
eller çapraz
hands up
eller yukarı
hands over
eller üzerinde
wash your hands thoroughly after handling raw meat.
ham etini işledikten sonra ellerinizi iyice yıkayın.
he clapped his hands with joy when he heard the news.
haberleri duyunca sevinçle ellerini çaldı.
she folded her hands and prayed silently.
ellerini birleştirdi ve sessizce dua etti.
the child had sticky hands from eating candy.
çocuk şeker yediği için elleri yapış yapıştı.
he lent a helping hand to the elderly woman.
yaşlı kadına yardım elini uzattı.
she tied her shoelaces with her own hands.
ayakkabı bağcıklarını kendi elleriyle bağladı.
the artist’s hands were stained with paint.
sanatçının elleri boyayla lekelenmişti.
he shook hands with the new colleague.
yeni meslektaşıyla el sıkıştı.
she kept her hands busy knitting a scarf.
ellerini meşgul tutmak için bir atkı ördü.
he washed the dishes by hand, not in a machine.
makinede değil, elde bulaşık yıkadı.
the pianist’s hands moved swiftly across the keys.
piyanistin elleri tuşlar arasında hızla hareket etti.
they joined hands and walked along the beach.
ellerini tuttular ve sahilde yürüdüler.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir