impitoyable force
acımasız güç
impitoyable critique
acımasız eleştiri
impitoyable adversaire
acımasız rakip
impitoyable vérité
acımasız gerçek
impitoyable guerre
acımasız savaş
impitoyable réalité
acımasız gerçeklik
impitoyable destin
acımasız kader
impitoyable jugement
acımasız yargı
impitoyable lutte
acımasız mücadele
impitoyable échec
acımasız başarısızlık
life can be impitoyable at times.
bazen hayat acımasız olabilir.
the impitoyable nature of the competition surprised everyone.
rekabetin acımasız doğası herkesi şaşırttı.
she faced the impitoyable truth about her situation.
durumuyla ilgili acımasız gerçeğiyle yüzleşti.
his impitoyable attitude made it hard to work with him.
onun acımasız tavrı onunla çalışmayı zorlaştırdı.
the impitoyable weather conditions forced us to cancel the trip.
acımasız hava koşulları bizi seyahati iptal etmeye zorladı.
in an impitoyable world, kindness can be a rare gift.
acımasız bir dünyada, nezaket nadir bir hediye olabilir.
he was known for his impitoyable criticism of others.
başkalarına karşı acımasız eleştirileriyle tanınıyordu.
the impitoyable demands of the job left him exhausted.
işin acımasız talepleri onu bitkin bıraktı.
her impitoyable determination led her to success.
onun acımasız kararlılığı onu başarıya götürdü.
they lived in an impitoyable environment that tested their limits.
sınırlarını test eden acımasız bir ortamda yaşıyorlardı.
impitoyable force
acımasız güç
impitoyable critique
acımasız eleştiri
impitoyable adversaire
acımasız rakip
impitoyable vérité
acımasız gerçek
impitoyable guerre
acımasız savaş
impitoyable réalité
acımasız gerçeklik
impitoyable destin
acımasız kader
impitoyable jugement
acımasız yargı
impitoyable lutte
acımasız mücadele
impitoyable échec
acımasız başarısızlık
life can be impitoyable at times.
bazen hayat acımasız olabilir.
the impitoyable nature of the competition surprised everyone.
rekabetin acımasız doğası herkesi şaşırttı.
she faced the impitoyable truth about her situation.
durumuyla ilgili acımasız gerçeğiyle yüzleşti.
his impitoyable attitude made it hard to work with him.
onun acımasız tavrı onunla çalışmayı zorlaştırdı.
the impitoyable weather conditions forced us to cancel the trip.
acımasız hava koşulları bizi seyahati iptal etmeye zorladı.
in an impitoyable world, kindness can be a rare gift.
acımasız bir dünyada, nezaket nadir bir hediye olabilir.
he was known for his impitoyable criticism of others.
başkalarına karşı acımasız eleştirileriyle tanınıyordu.
the impitoyable demands of the job left him exhausted.
işin acımasız talepleri onu bitkin bıraktı.
her impitoyable determination led her to success.
onun acımasız kararlılığı onu başarıya götürdü.
they lived in an impitoyable environment that tested their limits.
sınırlarını test eden acımasız bir ortamda yaşıyorlardı.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir