Progress in the talks was blocked by the Government’s intransigence.
Hükümetin inadı, görüşlerdeki ilerlemeyi engelledi.
He displayed intransigence in negotiations, refusing to compromise on any terms.
Herhangi bir koşulda taviz vermeyi reddederek müzakerelerde inatçı davrandı.
The leader's intransigence led to a breakdown in communication within the team.
Liderin inadı, ekip içinde iletişimin bozulmasına yol açtı.
Her intransigence on the matter caused tension among her colleagues.
Bu konudaki inadı, meslektaşları arasında gerginliğe neden oldu.
The employee's intransigence towards feedback hindered his professional growth.
Geri bildirime karşı gösterdiği inat, çalışanının profesyonel gelişmesini engelledi.
The company's intransigence in addressing customer complaints resulted in a loss of business.
Şirketin müşteri şikayetlerini çözmekte gösterdiği inat, iş kaybına yol açtı.
Political intransigence often leads to deadlock in decision-making processes.
Siyasi inatçılık, karar alma süreçlerinde sık sık tıkanmalara yol açar.
The teacher's intransigence towards changing the curriculum frustrated the students.
Öğretmenin müfredatı değiştirmeye karşı gösterdiği inat, öğrencileri hayal kırıklığına uğrattı.
The intransigence of the landlord made it difficult for the tenants to negotiate a lease agreement.
Ev sahibinin inadı, kiracıların bir kiralama sözleşmesi müzakere etmesini zorlaştırdı.
The team's intransigence towards new ideas stifled innovation within the company.
Ekibin yeni fikirlere karşı gösterdiği inatçılık, şirketteki yeniliği engelledi.
His intransigence in following the rules led to his dismissal from the organization.
Kurallara uymada gösterdiği inat, organizasyondan çıkarılmasına yol açtı.
Progress in the talks was blocked by the Government’s intransigence.
Hükümetin inadı, görüşlerdeki ilerlemeyi engelledi.
He displayed intransigence in negotiations, refusing to compromise on any terms.
Herhangi bir koşulda taviz vermeyi reddederek müzakerelerde inatçı davrandı.
The leader's intransigence led to a breakdown in communication within the team.
Liderin inadı, ekip içinde iletişimin bozulmasına yol açtı.
Her intransigence on the matter caused tension among her colleagues.
Bu konudaki inadı, meslektaşları arasında gerginliğe neden oldu.
The employee's intransigence towards feedback hindered his professional growth.
Geri bildirime karşı gösterdiği inat, çalışanının profesyonel gelişmesini engelledi.
The company's intransigence in addressing customer complaints resulted in a loss of business.
Şirketin müşteri şikayetlerini çözmekte gösterdiği inat, iş kaybına yol açtı.
Political intransigence often leads to deadlock in decision-making processes.
Siyasi inatçılık, karar alma süreçlerinde sık sık tıkanmalara yol açar.
The teacher's intransigence towards changing the curriculum frustrated the students.
Öğretmenin müfredatı değiştirmeye karşı gösterdiği inat, öğrencileri hayal kırıklığına uğrattı.
The intransigence of the landlord made it difficult for the tenants to negotiate a lease agreement.
Ev sahibinin inadı, kiracıların bir kiralama sözleşmesi müzakere etmesini zorlaştırdı.
The team's intransigence towards new ideas stifled innovation within the company.
Ekibin yeni fikirlere karşı gösterdiği inatçılık, şirketteki yeniliği engelledi.
His intransigence in following the rules led to his dismissal from the organization.
Kurallara uymada gösterdiği inat, organizasyondan çıkarılmasına yol açtı.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir