juvenates skin
Deri gençleştirir
juvenates cells
Hücreleri gençleştirir
it juvenates
Onu gençleştirir
juvenates hair
Saçı gençleştirir
juvenates tissues
Doku gençleştirir
the mineral water seems to juvenates her skin, making it glow.
Mineral su, cildini gençleştiriyor ve parlamasına neden oluyor gibi görünüyor.
regular exercise and a healthy diet can juvenates the body.
Düzenli egzersiz ve sağlıklı bir diyet, vücutta gençleştirme sağlayabilir.
the artist's style juvenates with each new exhibition.
Sanatçının tarzı her yeni sergiyle birlikte gençleşiyor.
the new technology juvenates the manufacturing process significantly.
Yeni teknoloji, üretim sürecini önemli ölçüde gençleştiriyor.
exposure to sunlight can sometimes juvenates a person's mood.
Güneş ışığına maruz kalma, bazen bir kişinin ruh halini gençleştirebilir.
the vibrant colors of the painting juvenates the entire room.
Resmin canlı renkleri, tüm odanın gençleşmesine neden oluyor.
the innovative design juvenates the outdated product line.
Yaratıcı tasarım, eski ürün yelpazesini gençleştiriyor.
listening to music often juvenates my spirit after a long day.
Uzun bir günün ardından müzik dinlemek, ruhumu sık sık gençleştirir.
the new leadership juvenates the company's image and reputation.
Yeni liderlik, şirketin imajını ve ününü gençleştiriyor.
a change of scenery can juvenates one's perspective on life.
Manzaranın değişmesi, birinin yaşam hakkındaki bakış açısını gençleştirebilir.
the discovery juvenates our understanding of ancient civilizations.
Bu keşif, eski uygarlıklar hakkındaki anlayışımızı gençleştiriyor.
juvenates skin
Deri gençleştirir
juvenates cells
Hücreleri gençleştirir
it juvenates
Onu gençleştirir
juvenates hair
Saçı gençleştirir
juvenates tissues
Doku gençleştirir
the mineral water seems to juvenates her skin, making it glow.
Mineral su, cildini gençleştiriyor ve parlamasına neden oluyor gibi görünüyor.
regular exercise and a healthy diet can juvenates the body.
Düzenli egzersiz ve sağlıklı bir diyet, vücutta gençleştirme sağlayabilir.
the artist's style juvenates with each new exhibition.
Sanatçının tarzı her yeni sergiyle birlikte gençleşiyor.
the new technology juvenates the manufacturing process significantly.
Yeni teknoloji, üretim sürecini önemli ölçüde gençleştiriyor.
exposure to sunlight can sometimes juvenates a person's mood.
Güneş ışığına maruz kalma, bazen bir kişinin ruh halini gençleştirebilir.
the vibrant colors of the painting juvenates the entire room.
Resmin canlı renkleri, tüm odanın gençleşmesine neden oluyor.
the innovative design juvenates the outdated product line.
Yaratıcı tasarım, eski ürün yelpazesini gençleştiriyor.
listening to music often juvenates my spirit after a long day.
Uzun bir günün ardından müzik dinlemek, ruhumu sık sık gençleştirir.
the new leadership juvenates the company's image and reputation.
Yeni liderlik, şirketin imajını ve ününü gençleştiriyor.
a change of scenery can juvenates one's perspective on life.
Manzaranın değişmesi, birinin yaşam hakkındaki bakış açısını gençleştirebilir.
the discovery juvenates our understanding of ancient civilizations.
Bu keşif, eski uygarlıklar hakkındaki anlayışımızı gençleştiriyor.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir