knobbled stick
Turkish_translation
knobbled knee
Turkish_translation
knobbled area
Turkish_translation
knobbled up
Turkish_translation
knobbled root
Turkish_translation
being knobbled
Turkish_translation
knobbled fingers
Turkish_translation
knobbled joint
Turkish_translation
knobbled hand
Turkish_translation
knobbled leg
Turkish_translation
the old wooden chair had a knobbled surface from years of use.
Eski ahşap sandalyenin yüzeyi, yılların kullanımı nedeniyle kabarık bir yapıya sahipti.
he found a knobbled stick on the forest path.
O, orman yolunda bir kabarık çubuk buldu.
the potato had a few knobbled bits where it had grown against a stone.
Patates, taşla temas ettiği yerlerde birkaç kabarık noktaya sahipti.
the sculptor created a knobbled texture on the clay figure.
Heykeltıraş, kil figürüne kabarık bir dokunuş yarattı.
the tree trunk was heavily knobbled with age.
Ağaç gövdesi yaşlanma nedeniyle çok kabarık bir yapıya sahipti.
the child enjoyed running his fingers over the knobbled surface of the rock.
Çocuk, taşın kabarık yüzeyinde parmaklarını sürüklemeyi çok seviyordu.
the root was thick and knobbled, pushing through the soil.
Kök kalın ve kabarık olup toprak üzerinden itiyordu.
the artist used a tool to create a knobbled effect on the canvas.
Sanatçı, kanvas üzerine kabarık bir etki yaratmak için bir araç kullandı.
the weathered stone had a knobbled appearance.
Zamanla aşınmış taş kabarık bir görünüm sergiliyordu.
the antique doorknob was strangely knobbled and worn.
Eskiyen kap knobu garip bir şekilde kabarık ve aşınmış bir yapıya sahipti.
the surface of the fruit was slightly knobbled and rough.
Meşenin yüzeyi hafifçe kabarık ve çaprazdı.
knobbled stick
Turkish_translation
knobbled knee
Turkish_translation
knobbled area
Turkish_translation
knobbled up
Turkish_translation
knobbled root
Turkish_translation
being knobbled
Turkish_translation
knobbled fingers
Turkish_translation
knobbled joint
Turkish_translation
knobbled hand
Turkish_translation
knobbled leg
Turkish_translation
the old wooden chair had a knobbled surface from years of use.
Eski ahşap sandalyenin yüzeyi, yılların kullanımı nedeniyle kabarık bir yapıya sahipti.
he found a knobbled stick on the forest path.
O, orman yolunda bir kabarık çubuk buldu.
the potato had a few knobbled bits where it had grown against a stone.
Patates, taşla temas ettiği yerlerde birkaç kabarık noktaya sahipti.
the sculptor created a knobbled texture on the clay figure.
Heykeltıraş, kil figürüne kabarık bir dokunuş yarattı.
the tree trunk was heavily knobbled with age.
Ağaç gövdesi yaşlanma nedeniyle çok kabarık bir yapıya sahipti.
the child enjoyed running his fingers over the knobbled surface of the rock.
Çocuk, taşın kabarık yüzeyinde parmaklarını sürüklemeyi çok seviyordu.
the root was thick and knobbled, pushing through the soil.
Kök kalın ve kabarık olup toprak üzerinden itiyordu.
the artist used a tool to create a knobbled effect on the canvas.
Sanatçı, kanvas üzerine kabarık bir etki yaratmak için bir araç kullandı.
the weathered stone had a knobbled appearance.
Zamanla aşınmış taş kabarık bir görünüm sergiliyordu.
the antique doorknob was strangely knobbled and worn.
Eskiyen kap knobu garip bir şekilde kabarık ve aşınmış bir yapıya sahipti.
the surface of the fruit was slightly knobbled and rough.
Meşenin yüzeyi hafifçe kabarık ve çaprazdı.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir