| Plural | languishers |
languisher at heart
kalpde solan
languisher in silence
sessizlikte solan
languisher of dreams
hayallerde solan
languisher of love
aşkta solan
languisher in despair
umutsuzlukta solan
languisher of hope
umutlarda solan
languisher by choice
seçimle solan
languisher of fate
kaderde solan
languisher in shadows
gölgelerde solan
languisher of time
zaman içinde solan
the languisher sat quietly in the corner, lost in thought.
Köşede sessizce oturan, düşüncelere dalmış olan bir 'languisher' vardı.
as a languisher, he often felt disconnected from the world around him.
Bir 'languisher' olarak, kendisi sık sık etrafındaki dünyadan kopuk hissetti.
the languisher's eyes reflected a deep sense of sadness.
Languisher'ın gözleri derin bir hüzün yansıtıyordu.
in the crowd, the languisher seemed out of place.
Kalabalıkta, languisher yerinde durmuyormuş gibi görünüyordu.
her languisher demeanor made it hard for others to approach her.
Onun languisher tavırları, başkalarının ona yaklaşmasını zorlaştırıyordu.
the languisher often wrote poetry to express his feelings.
Languisher sık sık duygularını ifade etmek için şiir yazardı.
he was known as a languisher, always lost in his own world.
O, her zaman kendi dünyasına dalmış olan bir 'languisher' olarak tanınırdı.
people often overlooked the languisher in the group.
İnsanlar genellikle grupta languisher'ı göz ardı ederdi.
the languisher found solace in nature during his walks.
Languisher yürüyüşleri sırasında doğada teselli buldu.
many artists were languishers, channeling their pain into creativity.
Birçok sanatçı, acılarını yaratıcılığa yönlendiren 'languisher'lardı.
languisher at heart
kalpde solan
languisher in silence
sessizlikte solan
languisher of dreams
hayallerde solan
languisher of love
aşkta solan
languisher in despair
umutsuzlukta solan
languisher of hope
umutlarda solan
languisher by choice
seçimle solan
languisher of fate
kaderde solan
languisher in shadows
gölgelerde solan
languisher of time
zaman içinde solan
the languisher sat quietly in the corner, lost in thought.
Köşede sessizce oturan, düşüncelere dalmış olan bir 'languisher' vardı.
as a languisher, he often felt disconnected from the world around him.
Bir 'languisher' olarak, kendisi sık sık etrafındaki dünyadan kopuk hissetti.
the languisher's eyes reflected a deep sense of sadness.
Languisher'ın gözleri derin bir hüzün yansıtıyordu.
in the crowd, the languisher seemed out of place.
Kalabalıkta, languisher yerinde durmuyormuş gibi görünüyordu.
her languisher demeanor made it hard for others to approach her.
Onun languisher tavırları, başkalarının ona yaklaşmasını zorlaştırıyordu.
the languisher often wrote poetry to express his feelings.
Languisher sık sık duygularını ifade etmek için şiir yazardı.
he was known as a languisher, always lost in his own world.
O, her zaman kendi dünyasına dalmış olan bir 'languisher' olarak tanınırdı.
people often overlooked the languisher in the group.
İnsanlar genellikle grupta languisher'ı göz ardı ederdi.
the languisher found solace in nature during his walks.
Languisher yürüyüşleri sırasında doğada teselli buldu.
many artists were languishers, channeling their pain into creativity.
Birçok sanatçı, acılarını yaratıcılığa yönlendiren 'languisher'lardı.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir