lugubriousness

[ABD]/ləˈɡuːbriəsnəs/
[İngiltere]/ləˈɡuːbriəsnəs/

Çeviri

n. lugubrious olma durumu ya da niteliği; acımasızlık; umutsuzluk niteliği
Kelime Biçimleri

İfadeler ve Kalıplar

full of lugubriousness

acıklınlıkla dolu

an air of lugubriousness

acıklınlık havası

with obvious lugubriousness

belirgin bir acıklınlıkla

deep lugubriousness

derin acıklınlık

exuding lugubriousness

acıklınlık yayıyor

constant lugubriousness

sürekli acıklınlık

overcome with lugubriousness

acıklınlıkla yenik

his lugubriousness

onun acıklınlığı

thick with lugubriousness

acıklınlıkla dolu

saturated with lugubriousness

acıklınlıkla doygun

Örnek Cümleler

the lugubriousness in his voice made everyone in the room uncomfortable.

Onun sesindeki acılık odadaki herkesi rahatsız etti.

she spoke with such profound lugubriousness that tears began to form in the listeners' eyes.

Kadın, dinleyicilerin gözlerinden gözyaşları çıkacak kadar derin bir acılıkla konuştu.

the lugubriousness of the funeral procession cast a dark shadow over the entire neighborhood.

İlginin acılığı tüm mahalleye karanlık bir gölge yarattı.

there was an unmistakable lugubriousness in his expression as he stared at the old photographs.

Eski fotoğraflara baktığı sırada onun ifadesinde kuşku götürmeyen bir acılık vardı.

the lugubriousness of that novel's ending left readers feeling depressed for days.

O romanın sonu, okuyucuları günlerce depresif hissettirdi.

he couldn't shake the lugubriousness that had settled over him since receiving the bad news.

Kötü haber almasından beri üzerinde yerleşmiş olan acılığı silemezdi.

the lugubriousness in her poetry reflected the deep sorrow she felt after the loss.

Onun şiirlerindeki acılık, kaybı sonrası hissettiği derin acıyı yansıtıyordu.

winter always brought a certain lugubriousness to the small village, making everyone stay indoors.

Kış, küçük köyde her zaman bir acılık getirir ve herkesin içerde kalmalarına neden olurdu.

the lugubriousness of the symphony's final movement overwhelmed the audience with melancholy.

Sinfoninin son hareketi, izleyicileri melankoliyle bastırdı.

despite his attempts at humor, there remained a lingering lugubriousness in his demeanor.

Humor yapmaya çalışmasına rağmen, davranışında bir acılık kalmaya devam etti.

the painting captured the lugubriousness of war with haunting realism.

Resim, savaşın acılığını korkunç bir gerçekçilikle yakaladı.

she felt a deep lugubriousness watching the autumn leaves fall from the ancient oak tree.

Eski meşe ağacından gelen sonbahar yapraklarını izlerken onun içinde derin bir acılık hissi vardı.

Popüler Kelimeler

Sıkça aranan kelimeleri keşfedin

Tüm İçeriğin Kilidini Açmak İçin Uygulamayı İndirin

Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!

DictoGo'yu Hemen İndir