quailing fear
korkuyla titreme
quailing voice
titrek ses
quailing response
titrek tepki
quailing heart
korkuyla ürken kalp
quailing spirit
korkuyla titreyen ruh
quailing glance
korkuyla bakış
quailing at danger
tehlike karşısında titreme
quailing before authority
otorite karşısında titreme
quailing under pressure
basınç altında titreme
quailing in fear
korkuyla titreme
she was quailing at the thought of speaking in public.
halka önünde konuşma fikrinden ürperiyordu.
the children were quailing in fear during the thunderstorm.
çocuklar, sağanak yağmur sırasında korkudan titriyordu.
he felt quailing dread as he approached the haunted house.
perili eve yaklaştıkça içten içe korkuyla ürperdi.
quailing under pressure, she decided to withdraw from the competition.
basınç altında ürpererek, yarışmadan çekilmeye karar verdi.
they were quailing at the prospect of losing their jobs.
işlerini kaybetme olasılığı karşısında ürperiyorlardı.
quailing with anxiety, he waited for the exam results.
endişeyle ürpererek, sınav sonuçlarını bekledi.
she could see him quailing at the sight of the angry crowd.
öfkeli kalabalığın görünüşünü görünce onun ürktüğünü görebiliyordu.
quailing at the enormity of the task, he hesitated to start.
görevin büyüklüğü karşısında ürpererek başlamayı geciktirdi.
the soldier was quailing at the sound of gunfire.
asker, ateş sesiyle ürperiyordu.
quailing in the face of danger, he turned to run.
tehlikenin karşısında ürpererek kaçmaya döndü.
quailing fear
korkuyla titreme
quailing voice
titrek ses
quailing response
titrek tepki
quailing heart
korkuyla ürken kalp
quailing spirit
korkuyla titreyen ruh
quailing glance
korkuyla bakış
quailing at danger
tehlike karşısında titreme
quailing before authority
otorite karşısında titreme
quailing under pressure
basınç altında titreme
quailing in fear
korkuyla titreme
she was quailing at the thought of speaking in public.
halka önünde konuşma fikrinden ürperiyordu.
the children were quailing in fear during the thunderstorm.
çocuklar, sağanak yağmur sırasında korkudan titriyordu.
he felt quailing dread as he approached the haunted house.
perili eve yaklaştıkça içten içe korkuyla ürperdi.
quailing under pressure, she decided to withdraw from the competition.
basınç altında ürpererek, yarışmadan çekilmeye karar verdi.
they were quailing at the prospect of losing their jobs.
işlerini kaybetme olasılığı karşısında ürperiyorlardı.
quailing with anxiety, he waited for the exam results.
endişeyle ürpererek, sınav sonuçlarını bekledi.
she could see him quailing at the sight of the angry crowd.
öfkeli kalabalığın görünüşünü görünce onun ürktüğünü görebiliyordu.
quailing at the enormity of the task, he hesitated to start.
görevin büyüklüğü karşısında ürpererek başlamayı geciktirdi.
the soldier was quailing at the sound of gunfire.
asker, ateş sesiyle ürperiyordu.
quailing in the face of danger, he turned to run.
tehlikenin karşısında ürpererek kaçmaya döndü.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir