shiny like quicksilver
gümüş gibi parlak
fast as quicksilver
gümüş gibi hızlı
a quicksilver character
değişken bir karakter
The quicksilver nature of the situation required swift action.
Durumun değişken doğası, hızlı hareket gerektiriyordu.
Her quicksilver wit always keeps the conversation lively.
Onun hızlı zekası sohbeti her zaman canlı tutar.
The quicksilver thief slipped away before anyone noticed.
Hızlı ve becerikli hırsız, kimse fark etmeden kaçtı.
His quicksilver movements on the dance floor impressed everyone.
Dans pistindeki hızlı hareketleri herkesi etkiledi.
The quicksilver changes in weather made it hard to plan outdoor activities.
Hava durumundaki değişkenlikler, açık hava etkinlikleri planlamayı zorlaştırdı.
Her quicksilver mind could solve any problem thrown her way.
Onun hızlı zekası, önüne konulan her problemi çözebilirdi.
The quicksilver stream sparkled in the sunlight.
Gümüş rengi dere güneş ışığında parlıyordu.
His quicksilver reflexes saved him from the falling branch.
Hızlı refleksleri sayesinde düşen dala yakalanmaktan kurtuldu.
The quicksilver liquid flowed effortlessly through the pipes.
Gümüş rengi sıvı borularda kolaylıkla aktı.
The quicksilver charm of the old town attracted tourists from far and wide.
Eski şehrin büyüleyici çekiciliği, uzak diyarlardan turistleri kendine çekti.
shiny like quicksilver
gümüş gibi parlak
fast as quicksilver
gümüş gibi hızlı
a quicksilver character
değişken bir karakter
The quicksilver nature of the situation required swift action.
Durumun değişken doğası, hızlı hareket gerektiriyordu.
Her quicksilver wit always keeps the conversation lively.
Onun hızlı zekası sohbeti her zaman canlı tutar.
The quicksilver thief slipped away before anyone noticed.
Hızlı ve becerikli hırsız, kimse fark etmeden kaçtı.
His quicksilver movements on the dance floor impressed everyone.
Dans pistindeki hızlı hareketleri herkesi etkiledi.
The quicksilver changes in weather made it hard to plan outdoor activities.
Hava durumundaki değişkenlikler, açık hava etkinlikleri planlamayı zorlaştırdı.
Her quicksilver mind could solve any problem thrown her way.
Onun hızlı zekası, önüne konulan her problemi çözebilirdi.
The quicksilver stream sparkled in the sunlight.
Gümüş rengi dere güneş ışığında parlıyordu.
His quicksilver reflexes saved him from the falling branch.
Hızlı refleksleri sayesinde düşen dala yakalanmaktan kurtuldu.
The quicksilver liquid flowed effortlessly through the pipes.
Gümüş rengi sıvı borularda kolaylıkla aktı.
The quicksilver charm of the old town attracted tourists from far and wide.
Eski şehrin büyüleyici çekiciliği, uzak diyarlardan turistleri kendine çekti.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir