He lived a spartan lifestyle, with minimal furniture and no decorations.
O, minimal mobilya ve süslemelerle mütevazı bir yaşam sürdü.
The spartan training regimen prepared the athletes for the intense competition ahead.
Spartan antrenman rejimi, sporcuları yaklaşan yoğun rekabete hazırladı.
Her spartan diet consisted mainly of fruits, vegetables, and lean protein.
Onun spartan diyeti ağırlıklı olarak meyvelerden, sebzelerden ve yağsız proteinden oluşuyordu.
The hotel room had a spartan design, with just a bed and a small desk.
Otelin odası, sadece bir yatak ve küçük bir çalışma masasıyla spartan bir tasarıma sahipti.
The spartan conditions in the refugee camp made daily life a struggle.
Mülteci kampındaki spartan koşullar, günlük yaşamı bir mücadele haline getirdi.
Despite the spartan accommodations, the hikers enjoyed the rugged beauty of the wilderness.
Spartan konaklamalara rağmen, yürüyüşçüler vahşi doğanın vahşi güzelliğinin tadını çıkardılar.
The spartan office space had only a desk, chair, and computer.
Spartan ofis alanı sadece bir masa, sandalye ve bilgisayardan oluşuyordu.
The spartan military barracks were devoid of any luxury or comfort.
Spartan askeri baraklarda lüks veya konfor yoktu.
The spartan decor of the restaurant gave it a minimalist and modern feel.
Restoranın spartan dekorasyonu, ona minimalist ve modern bir hava verdi.
His spartan discipline and work ethic earned him the respect of his colleagues.
Spartan disiplini ve çalışma etiği, meslektaşlarının ona saygı duymasını sağladı.
He lived a spartan lifestyle, with minimal furniture and no decorations.
O, minimal mobilya ve süslemelerle mütevazı bir yaşam sürdü.
The spartan training regimen prepared the athletes for the intense competition ahead.
Spartan antrenman rejimi, sporcuları yaklaşan yoğun rekabete hazırladı.
Her spartan diet consisted mainly of fruits, vegetables, and lean protein.
Onun spartan diyeti ağırlıklı olarak meyvelerden, sebzelerden ve yağsız proteinden oluşuyordu.
The hotel room had a spartan design, with just a bed and a small desk.
Otelin odası, sadece bir yatak ve küçük bir çalışma masasıyla spartan bir tasarıma sahipti.
The spartan conditions in the refugee camp made daily life a struggle.
Mülteci kampındaki spartan koşullar, günlük yaşamı bir mücadele haline getirdi.
Despite the spartan accommodations, the hikers enjoyed the rugged beauty of the wilderness.
Spartan konaklamalara rağmen, yürüyüşçüler vahşi doğanın vahşi güzelliğinin tadını çıkardılar.
The spartan office space had only a desk, chair, and computer.
Spartan ofis alanı sadece bir masa, sandalye ve bilgisayardan oluşuyordu.
The spartan military barracks were devoid of any luxury or comfort.
Spartan askeri baraklarda lüks veya konfor yoktu.
The spartan decor of the restaurant gave it a minimalist and modern feel.
Restoranın spartan dekorasyonu, ona minimalist ve modern bir hava verdi.
His spartan discipline and work ethic earned him the respect of his colleagues.
Spartan disiplini ve çalışma etiği, meslektaşlarının ona saygı duymasını sağladı.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir