strangulates the flow
akışı boğar
strangulates the economy
ekonomiyi boğar
strangulates the growth
büyümeyi boğar
strangulates the market
piyasayı boğar
strangulates the competition
rekabeti boğar
strangulates creativity
yaratıcılığı boğar
strangulates innovation
yeniliği boğar
strangulates the spirit
ruhu boğar
strangulates the voice
sesi boğar
strangulates the freedom
özgürlüğü boğar
the rising smoke strangulates the air quality in the city.
Yükselen duman, şehrin hava kalitesini boğuyor.
his tight grip strangulates her ability to breathe.
Sıkı tutuşu, nefes alma yeteneğini kısıtlıyor.
the weeds strangulates the growth of the flowers.
Yabani otlar, çiçeklerin büyümesini engelliyor.
the oppressive rules strangulates creativity in the workplace.
Bastırıcı kurallar, iş yerinde yaratıcılığı kısıtlıyor.
excessive regulations strangulates small businesses.
Aşırı düzenlemeler, küçük işletmeleri kısıtlıyor.
fear of failure often strangulates one's potential.
Başarısızlık korkusu, çoğu zaman birinin potansiyelini kısıtlar.
the lack of sunlight strangulates the plant's growth.
Güneş ışığının eksikliği, bitkinin büyümesini kısıtlıyor.
negative thoughts can strangulates your happiness.
Olumsuz düşünceler mutluluğunuzu kısıtlayabilir.
overcrowding in the city strangulates public services.
Şehirdeki aşırı kalabalık, kamu hizmetlerini kısıtlıyor.
his excessive control strangulates her independence.
Aşırı kontrolü, onun bağımsızlığını kısıtlıyor.
strangulates the flow
akışı boğar
strangulates the economy
ekonomiyi boğar
strangulates the growth
büyümeyi boğar
strangulates the market
piyasayı boğar
strangulates the competition
rekabeti boğar
strangulates creativity
yaratıcılığı boğar
strangulates innovation
yeniliği boğar
strangulates the spirit
ruhu boğar
strangulates the voice
sesi boğar
strangulates the freedom
özgürlüğü boğar
the rising smoke strangulates the air quality in the city.
Yükselen duman, şehrin hava kalitesini boğuyor.
his tight grip strangulates her ability to breathe.
Sıkı tutuşu, nefes alma yeteneğini kısıtlıyor.
the weeds strangulates the growth of the flowers.
Yabani otlar, çiçeklerin büyümesini engelliyor.
the oppressive rules strangulates creativity in the workplace.
Bastırıcı kurallar, iş yerinde yaratıcılığı kısıtlıyor.
excessive regulations strangulates small businesses.
Aşırı düzenlemeler, küçük işletmeleri kısıtlıyor.
fear of failure often strangulates one's potential.
Başarısızlık korkusu, çoğu zaman birinin potansiyelini kısıtlar.
the lack of sunlight strangulates the plant's growth.
Güneş ışığının eksikliği, bitkinin büyümesini kısıtlıyor.
negative thoughts can strangulates your happiness.
Olumsuz düşünceler mutluluğunuzu kısıtlayabilir.
overcrowding in the city strangulates public services.
Şehirdeki aşırı kalabalık, kamu hizmetlerini kısıtlıyor.
his excessive control strangulates her independence.
Aşırı kontrolü, onun bağımsızlığını kısıtlıyor.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir