unstablenesses

[US]/ʌnˈsteɪblnəsɪz/
[UK]/ʌnˈsteɪblnəsɪz/

Translation

n. kararsızlık durumu; istikrarın olmaması veya katı olmama durumu

Phrases & Collocations

economic unstablenesses

ekonomik istikrarsızlıklar

political unstablenesses

siyasi istikrarsızlıklar

market unstablenesses

pazar istikrarsızlıkları

structural unstablenesses

yapısal istikrarsızlıklar

emotional unstablenesses

duygusal istikrarsızlıklar

systemic unstablenesses

sistemik istikrarsızlıklar

social unstablenesses

toplumsal istikrarsızlıklar

showing unstablenesses

istikrarsızlıklar gösterme

causing unstablenesses

istikrarsızlıklar yaratma

increasing unstablenesses

istikrarsızlıkları artırma

Example Sentences

market unstablenesses have caused investors to lose confidence in the stock exchange.

Piyasa istikrarsızlıkları, yatırımcıların hisse senedi piyasasına olan güvenini kaybetmesine neden oldu.

political unstablenesses continue to affect the country's economic recovery efforts.

Siyasi istikrarsızlıklar, ülkenin ekonomik kurtarma çabalarını devam eden şekilde etkiliyor.

the unstablenesses of the foundation raised serious concerns about structural safety.

Temelin istikrarsızlıkları, yapısal güvenliği hakkında ciddi endişeler yarattı.

climate change has introduced new unstablenesses into global weather patterns.

Klima değişikliği, küresel hava kalıplarına yeni istikrarsızlıklar getirdi.

economic unstablenesses have led to widespread unemployment across the region.

Ekonomik istikrarsızlıklar, bölgede yaygın işsizliğe yol açtı.

the unstablenesses in the supply chain disrupted manufacturing operations worldwide.

Tedarik zincirindeki istikrarsızlıklar, dünya çapında üretim operasyonlarını bozdu.

social unstablenesses emerged following the implementation of controversial policies.

Kontroversiyel politikaların uygulanmasının ardından sosyal istikrarsızlıklar ortaya çıktı.

environmental scientists are studying the unstablenesses in the marine ecosystem.

Çevre bilimciler, deniz ekosistemindeki istikrarsızlıkları incelemektedir.

technical unstablenesses in the network caused repeated service interruptions.

Ağdaki teknik istikrarsızlıklar, hizmet kesintilerine neden oldu.

the unstablenesses of her emotional state worried her close friends and family.

Duygusal durumunun istikrarsızlıkları, yakın arkadaşlarını ve ailesini endişelendirdi.

geological unstablenesses increase the risk of landslides in mountainous areas.

Jeolojik istikrarsızlıklar, dağlık bölgelerde heyelan riskini artırıyor.

cultural unstablenesses within the company affected employee morale and productivity.

Şirketteki kültürel istikrarsızlıklar, çalışanların motivasyonunu ve üretkenliğini etkiledi.

Popular Words

Explore frequently searched vocabulary

Download App to Unlock Full Content

Want to learn vocabulary more efficiently? Download the DictoGo app and enjoy more vocabulary memorization and review features!

Download DictoGo Now