les traditions vivantes
canlı gelenekler
les cultures vivantes
canlı kültürler
les mémoires vivantes
canlı anılar
les voix vivantes
canlı sesler
les images vivantes
canlı görüntüler
les pensées vivantes
canlı düşünceler
les rues vivantes
canlı sokaklar
les villes vivantes
canlı şehirler
les couleurs vivantes
canlı renkler
les eaux vivantes
canlı sular
the cells are still living and functioning normally.
Hücreler hâlâ hayatta ve normal şekilde çalışıyor.
all living things need water to survive.
Tüm canlılar hayatta kalabilmek için suya ihtiyaç duyar.
she has a living mother who is ninety years old.
O, doksan yaşında bir hayatta olan annesi var.
the living room has large windows facing the garden.
Oturma odası, bahçeye bakan büyük pencerelere sahiptir.
they earn a living by selling handmade crafts.
El yapımı el sanatları satarak geçimini sağlıyorlar.
the forest is full of living organisms of all kinds.
Orman, tüm türlerden canlı organizmalarla doludur.
living in the city has many advantages.
Şehirde yaşamak birçok avantaj sunar.
these ancient traditions are still living today.
Bu eski gelenekler bugün hâlâ devam etmektedir.
she has a living hope that everything will be fine.
O, her şeyin yolunda gideceğine dair bir umutla yaşıyor.
the living tree produces oxygen for the environment.
Hayatta olan ağaç, çevre için oksijen üretir.
many living languages evolve over time.
Birçok yaşayan diller zamanla evolüsyona uğrar.
living history museums show life in the past.
Yaşayan tarih müzeleri, geçmişteki yaşamı gösterir.
the garden has many living plants and flowers.
Bahçede birçok canlı bitki ve çiçek vardır.
they are living proof that dreams can come true.
Rüyaların gerçek olabileceğine dair canlı bir kanıttır.
living walls help reduce pollution in cities.
Yaşayan duvarlar, şehirlerdeki kirliliği azaltmaya yardımcı olur.
les traditions vivantes
canlı gelenekler
les cultures vivantes
canlı kültürler
les mémoires vivantes
canlı anılar
les voix vivantes
canlı sesler
les images vivantes
canlı görüntüler
les pensées vivantes
canlı düşünceler
les rues vivantes
canlı sokaklar
les villes vivantes
canlı şehirler
les couleurs vivantes
canlı renkler
les eaux vivantes
canlı sular
the cells are still living and functioning normally.
Hücreler hâlâ hayatta ve normal şekilde çalışıyor.
all living things need water to survive.
Tüm canlılar hayatta kalabilmek için suya ihtiyaç duyar.
she has a living mother who is ninety years old.
O, doksan yaşında bir hayatta olan annesi var.
the living room has large windows facing the garden.
Oturma odası, bahçeye bakan büyük pencerelere sahiptir.
they earn a living by selling handmade crafts.
El yapımı el sanatları satarak geçimini sağlıyorlar.
the forest is full of living organisms of all kinds.
Orman, tüm türlerden canlı organizmalarla doludur.
living in the city has many advantages.
Şehirde yaşamak birçok avantaj sunar.
these ancient traditions are still living today.
Bu eski gelenekler bugün hâlâ devam etmektedir.
she has a living hope that everything will be fine.
O, her şeyin yolunda gideceğine dair bir umutla yaşıyor.
the living tree produces oxygen for the environment.
Hayatta olan ağaç, çevre için oksijen üretir.
many living languages evolve over time.
Birçok yaşayan diller zamanla evolüsyona uğrar.
living history museums show life in the past.
Yaşayan tarih müzeleri, geçmişteki yaşamı gösterir.
the garden has many living plants and flowers.
Bahçede birçok canlı bitki ve çiçek vardır.
they are living proof that dreams can come true.
Rüyaların gerçek olabileceğine dair canlı bir kanıttır.
living walls help reduce pollution in cities.
Yaşayan duvarlar, şehirlerdeki kirliliği azaltmaya yardımcı olur.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir