vivifying influence
canlandırıcı etki
vivifying effect
canlandırıcı etki
vivifying force
canlandırıcı güç
vivifying light
canlandırıcı ışık
vivifying air
canlandırıcı hava
vivifying presence
canlandırıcı varlık
vivifying experience
canlandırıcı deneyim
vivifying spirit
canlandırıcı ruh
vivifying waters
canlandırıcı sular
vivifying touch
canlandırıcı dokunuş
the vivifying rain refreshed the parched earth.
canlıveren yağmur, kavrulmuş toprağı tazelenmiş halde bırakmıştır.
a morning walk in the forest was a vivifying experience.
Ormanda sabah yürüyüşü canlandırıcı bir deneyimdi.
the artist sought a vivifying color palette for the mural.
Sanatçı, mural için canlandırıcı bir renk paleti aradı.
her vivifying enthusiasm inspired the entire team.
Onun canlandıran hevesi tüm ekibi ilham verdi.
the music had a vivifying effect on the audience.
Müzik, seyircilerde canlandırıcı bir etkiye sahipti.
he found the lecture surprisingly vivifying and engaging.
Dersin şaşırtıcı derecede canlandırıcı ve ilgi çekici olduğunu buldu.
the new policy promised a vivifying change for the company.
Yeni politika, şirket için canlandırıcı bir değişiklik vaat ediyordu.
the author's prose was known for its vivifying imagery.
Yazarın üslubu, canlandıran imgeleriyle tanınıyordu.
a cold shower can be surprisingly vivifying on a hot day.
Sıcak bir günde soğuk bir duş şaşırtıcı derecede canlandırıcı olabilir.
the garden's vibrant blooms provided a vivifying contrast to the gray cityscape.
Bahçenin canlı çiçekleri, gri şehir manzarasına karşı canlandırıcı bir zıtlık oluşturdu.
the project aimed to create a vivifying learning environment for students.
Proje, öğrenciler için canlandırıcı bir öğrenme ortamı yaratmayı amaçlıyordu.
vivifying influence
canlandırıcı etki
vivifying effect
canlandırıcı etki
vivifying force
canlandırıcı güç
vivifying light
canlandırıcı ışık
vivifying air
canlandırıcı hava
vivifying presence
canlandırıcı varlık
vivifying experience
canlandırıcı deneyim
vivifying spirit
canlandırıcı ruh
vivifying waters
canlandırıcı sular
vivifying touch
canlandırıcı dokunuş
the vivifying rain refreshed the parched earth.
canlıveren yağmur, kavrulmuş toprağı tazelenmiş halde bırakmıştır.
a morning walk in the forest was a vivifying experience.
Ormanda sabah yürüyüşü canlandırıcı bir deneyimdi.
the artist sought a vivifying color palette for the mural.
Sanatçı, mural için canlandırıcı bir renk paleti aradı.
her vivifying enthusiasm inspired the entire team.
Onun canlandıran hevesi tüm ekibi ilham verdi.
the music had a vivifying effect on the audience.
Müzik, seyircilerde canlandırıcı bir etkiye sahipti.
he found the lecture surprisingly vivifying and engaging.
Dersin şaşırtıcı derecede canlandırıcı ve ilgi çekici olduğunu buldu.
the new policy promised a vivifying change for the company.
Yeni politika, şirket için canlandırıcı bir değişiklik vaat ediyordu.
the author's prose was known for its vivifying imagery.
Yazarın üslubu, canlandıran imgeleriyle tanınıyordu.
a cold shower can be surprisingly vivifying on a hot day.
Sıcak bir günde soğuk bir duş şaşırtıcı derecede canlandırıcı olabilir.
the garden's vibrant blooms provided a vivifying contrast to the gray cityscape.
Bahçenin canlı çiçekleri, gri şehir manzarasına karşı canlandırıcı bir zıtlık oluşturdu.
the project aimed to create a vivifying learning environment for students.
Proje, öğrenciler için canlandırıcı bir öğrenme ortamı yaratmayı amaçlıyordu.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir