enfeebled state
zayıflamış durum
enfeebled body
zayıflamış beden
enfeebled mind
zayıflamış zihin
enfeebled spirit
zayıflamış ruh
enfeebled condition
zayıflamış durum
enfeebled will
zayıflamış irade
enfeebled strength
zayıflamış güç
enfeebled health
zayıflamış sağlık
enfeebled forces
zayıflamış kuvvetler
enfeebled resolve
zayıflamış kararlılık
his health has been enfeebled by years of neglect.
yılların ihmaliyle sağlığı zayıflamış durumda.
the enfeebled economy struggles to recover.
zayıf düşen ekonomi toparlanmakta zorlanıyor.
she felt enfeebled after the long illness.
uzun hastalık sonrası kendisini halsiz hissetti.
the enfeebled state of the infrastructure is alarming.
altyapının zayıf durumu alarm verici.
his enfeebled arguments failed to convince anyone.
zayıf argümanları kimseyi ikna edemedi.
the enfeebled soldiers were in desperate need of support.
zayıf düşen askerler desteğe çaresizce ihtiyaç duyuyorlardı.
environmental factors have enfeebled the local wildlife.
çevresel faktörler yerel yaban hayatını zayıflatmış durumda.
her enfeebled condition made it difficult to participate.
zayıf durumu katılımı zorlaştırdı.
the enfeebled political system requires reform.
zayıf siyasi sistem reform gerektiriyor.
they were enfeebled by the harsh winter.
zorlu kış onları zayıflatmış bulunuyor.
enfeebled state
zayıflamış durum
enfeebled body
zayıflamış beden
enfeebled mind
zayıflamış zihin
enfeebled spirit
zayıflamış ruh
enfeebled condition
zayıflamış durum
enfeebled will
zayıflamış irade
enfeebled strength
zayıflamış güç
enfeebled health
zayıflamış sağlık
enfeebled forces
zayıflamış kuvvetler
enfeebled resolve
zayıflamış kararlılık
his health has been enfeebled by years of neglect.
yılların ihmaliyle sağlığı zayıflamış durumda.
the enfeebled economy struggles to recover.
zayıf düşen ekonomi toparlanmakta zorlanıyor.
she felt enfeebled after the long illness.
uzun hastalık sonrası kendisini halsiz hissetti.
the enfeebled state of the infrastructure is alarming.
altyapının zayıf durumu alarm verici.
his enfeebled arguments failed to convince anyone.
zayıf argümanları kimseyi ikna edemedi.
the enfeebled soldiers were in desperate need of support.
zayıf düşen askerler desteğe çaresizce ihtiyaç duyuyorlardı.
environmental factors have enfeebled the local wildlife.
çevresel faktörler yerel yaban hayatını zayıflatmış durumda.
her enfeebled condition made it difficult to participate.
zayıf durumu katılımı zorlaştırdı.
the enfeebled political system requires reform.
zayıf siyasi sistem reform gerektiriyor.
they were enfeebled by the harsh winter.
zorlu kış onları zayıflatmış bulunuyor.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir