| Past Participle | aggrieved |
| Past Tense | aggrieved |
| Third Person Singular | aggrieves |
| Present Participle | aggrieving |
to aggrieve someone
birini üzmek veya incitmek
aggrieved party
zarar gören taraf
an aggrieved customer
incinmiş bir müşteri
feel aggrieve
üzülmek, incinmek
addressing aggrieved citizens
şikayetçi vatandaşlarla ilgilenmek
legally aggrieved
kanunen zarar görmüş
the decision aggrieved many people in the community.
Bu karar, toplumdaki birçok insanı üzüntüye sevk etti.
he felt aggrieve by her unfair treatment.
Onun adaletsiz davranışlarından dolayı üzüldü/öfkelendi.
the team was aggrieved by the referee's decision.
Hakemin kararı, takımı üzüntüye sevk etti.
her words aggrieve him deeply.
Sözleri onu derinden üzdü/öfkelendirdi.
he was aggrieved by the lack of recognition for his work.
Çalışmaları için tanınmadığı için üzüldü/öfkelendi.
the villagers were aggrieved by the government's inaction.
Hükümetin hareketsizliği, köylüleri üzüntüye sevk etti.
she felt aggrieve and helpless after the accident.
Kazadan sonra üzüldü ve çaresiz hissetti.
the students were aggrieved by the cancellation of their trip.
Öğrenciler, gezilerinin iptal edilmesinden dolayı üzüldüler.
his complaints about the situation aggrieve his colleagues.
Durum hakkındaki şikayetleri, meslektaşlarını üzdü/öfkelendirdi.
the company's decision aggrieved many of its loyal customers.
Şirketin kararı, birçok sadık müşterisini üzüntüye sevk etti.
to aggrieve someone
birini üzmek veya incitmek
aggrieved party
zarar gören taraf
an aggrieved customer
incinmiş bir müşteri
feel aggrieve
üzülmek, incinmek
addressing aggrieved citizens
şikayetçi vatandaşlarla ilgilenmek
legally aggrieved
kanunen zarar görmüş
the decision aggrieved many people in the community.
Bu karar, toplumdaki birçok insanı üzüntüye sevk etti.
he felt aggrieve by her unfair treatment.
Onun adaletsiz davranışlarından dolayı üzüldü/öfkelendi.
the team was aggrieved by the referee's decision.
Hakemin kararı, takımı üzüntüye sevk etti.
her words aggrieve him deeply.
Sözleri onu derinden üzdü/öfkelendirdi.
he was aggrieved by the lack of recognition for his work.
Çalışmaları için tanınmadığı için üzüldü/öfkelendi.
the villagers were aggrieved by the government's inaction.
Hükümetin hareketsizliği, köylüleri üzüntüye sevk etti.
she felt aggrieve and helpless after the accident.
Kazadan sonra üzüldü ve çaresiz hissetti.
the students were aggrieved by the cancellation of their trip.
Öğrenciler, gezilerinin iptal edilmesinden dolayı üzüldüler.
his complaints about the situation aggrieve his colleagues.
Durum hakkındaki şikayetleri, meslektaşlarını üzdü/öfkelendirdi.
the company's decision aggrieved many of its loyal customers.
Şirketin kararı, birçok sadık müşterisini üzüntüye sevk etti.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir