frail hands
çöplü eller
frail frame
çöplü yapı
frail beauty
çöplü güzellik
frails and fades
çöplü ve solmaya başlar
frail voice
çöplü ses
frail person
çöplü kişi
frail health
çöplü sağlık
frail existence
çöplü varlık
frails away
çöplü uzaklaşır
frail spirit
çöplü ruh
the elderly woman struggled to carry the heavy bags, revealing her frails.
Eski kadın, ağır çantaları taşımakta zorlanıyordu ve bu, onun zayıflıklarını gösteriyordu.
despite her frails, she maintained a cheerful disposition.
Zayıflıklarına rağmen, onun hâlâ neşeli bir tutum içinde olduğunu korudu.
the doctor carefully assessed the patient's frails and medical history.
Doktor, hastanın zayıflıklarını ve tıbbi geçmişini dikkatle değerlendiriyordu.
he was aware of his own frails and limitations as a leader.
O, lider olarak kendi zayıflıklarını ve sınırlarını bilirdi.
the film depicted the frails of the elderly in a poignant way.
Film, yaşlıların zayıflıklarını duygusal bir şekilde anlatıyordu.
she hid her frails behind a facade of strength and independence.
O, kendi zayıflıklarını güç ve bağımsızlık körüklerinin ardında gizliyordu.
the research highlighted the frails of the existing social safety net.
Araştırma, var olan sosyal güvenlik ağındaki zayıflıkları vurguladı.
the company's frails in cybersecurity were exploited by hackers.
Şirketin siber güvenlik konusundaki zayıflıkları, hakerler tarafından kötüye kullanıldı.
he acknowledged the frails of the plan but believed it was the best option.
O, planın zayıflıklarını tanıdı ama bunun en iyi seçeneğe inandı.
the report detailed the frails within the organization's structure.
Rapor, organizasyonun yapısındaki zayıflıkları detaylandırıyordu.
the system's frails made it vulnerable to attack.
Sistemin zayıflıkları, onu saldırıya karşı savunmasız hale getirdi.
frail hands
çöplü eller
frail frame
çöplü yapı
frail beauty
çöplü güzellik
frails and fades
çöplü ve solmaya başlar
frail voice
çöplü ses
frail person
çöplü kişi
frail health
çöplü sağlık
frail existence
çöplü varlık
frails away
çöplü uzaklaşır
frail spirit
çöplü ruh
the elderly woman struggled to carry the heavy bags, revealing her frails.
Eski kadın, ağır çantaları taşımakta zorlanıyordu ve bu, onun zayıflıklarını gösteriyordu.
despite her frails, she maintained a cheerful disposition.
Zayıflıklarına rağmen, onun hâlâ neşeli bir tutum içinde olduğunu korudu.
the doctor carefully assessed the patient's frails and medical history.
Doktor, hastanın zayıflıklarını ve tıbbi geçmişini dikkatle değerlendiriyordu.
he was aware of his own frails and limitations as a leader.
O, lider olarak kendi zayıflıklarını ve sınırlarını bilirdi.
the film depicted the frails of the elderly in a poignant way.
Film, yaşlıların zayıflıklarını duygusal bir şekilde anlatıyordu.
she hid her frails behind a facade of strength and independence.
O, kendi zayıflıklarını güç ve bağımsızlık körüklerinin ardında gizliyordu.
the research highlighted the frails of the existing social safety net.
Araştırma, var olan sosyal güvenlik ağındaki zayıflıkları vurguladı.
the company's frails in cybersecurity were exploited by hackers.
Şirketin siber güvenlik konusundaki zayıflıkları, hakerler tarafından kötüye kullanıldı.
he acknowledged the frails of the plan but believed it was the best option.
O, planın zayıflıklarını tanıdı ama bunun en iyi seçeneğe inandı.
the report detailed the frails within the organization's structure.
Rapor, organizasyonun yapısındaki zayıflıkları detaylandırıyordu.
the system's frails made it vulnerable to attack.
Sistemin zayıflıkları, onu saldırıya karşı savunmasız hale getirdi.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir