imperilling lives
hayatları tehlikeye atmak
imperilling safety
güvenliği tehlikeye atmak
imperilling future
geleceği tehlikeye atmak
imperilling health
sağlığı tehlikeye atmak
imperilling environment
çevreyi tehlikeye atmak
imperilling stability
istikrarı tehlikeye atmak
imperilling security
güvenliği tehlikeye atmak
imperilling progress
ilerlemeyi tehlikeye atmak
imperilling trust
güveni tehlikeye atmak
imperilling resources
kaynakları tehlikeye atmak
his reckless driving is imperilling the lives of others on the road.
Onun dikkatsiz sürüşü, yol üzerindeki diğer insanların hayatlarını tehlikeye atıyor.
pollution is imperilling marine life in our oceans.
Kirlilik, denizlerimizde deniz yaşamını tehlikeye atıyor.
the lack of proper safety measures is imperilling workers in the factory.
Uygun güvenlik önlemlerinin olmaması, fabrikadaki çalışanların hayatını tehlikeye atıyor.
ignoring climate change is imperilling future generations.
İklim değişikliğini görmezden gelmek, gelecek nesilleri tehlikeye atıyor.
the decision to cut funding is imperilling the success of the project.
Finansman kesme kararı, projenin başarısını tehlikeye atıyor.
overfishing is imperilling the sustainability of fish populations.
Aşırı avlanma, balık popülasyonlarının sürdürülebilirliğini tehlikeye atıyor.
the political unrest is imperilling the stability of the region.
Siyasi huzursuzluk, bölgenin istikrarını tehlikeye atıyor.
his actions are imperilling the trust we have built over the years.
Onun eylemleri, yıllar içinde kurduğumuz güveni tehlikeye atıyor.
neglecting health guidelines is imperilling public safety.
Sağlık yönergelerini ihmal etmek, kamu güvenliğini tehlikeye atıyor.
deforestation is imperilling the habitats of countless species.
Ormansızlaşma, sayısız türün yaşam alanlarını tehlikeye atıyor.
imperilling lives
hayatları tehlikeye atmak
imperilling safety
güvenliği tehlikeye atmak
imperilling future
geleceği tehlikeye atmak
imperilling health
sağlığı tehlikeye atmak
imperilling environment
çevreyi tehlikeye atmak
imperilling stability
istikrarı tehlikeye atmak
imperilling security
güvenliği tehlikeye atmak
imperilling progress
ilerlemeyi tehlikeye atmak
imperilling trust
güveni tehlikeye atmak
imperilling resources
kaynakları tehlikeye atmak
his reckless driving is imperilling the lives of others on the road.
Onun dikkatsiz sürüşü, yol üzerindeki diğer insanların hayatlarını tehlikeye atıyor.
pollution is imperilling marine life in our oceans.
Kirlilik, denizlerimizde deniz yaşamını tehlikeye atıyor.
the lack of proper safety measures is imperilling workers in the factory.
Uygun güvenlik önlemlerinin olmaması, fabrikadaki çalışanların hayatını tehlikeye atıyor.
ignoring climate change is imperilling future generations.
İklim değişikliğini görmezden gelmek, gelecek nesilleri tehlikeye atıyor.
the decision to cut funding is imperilling the success of the project.
Finansman kesme kararı, projenin başarısını tehlikeye atıyor.
overfishing is imperilling the sustainability of fish populations.
Aşırı avlanma, balık popülasyonlarının sürdürülebilirliğini tehlikeye atıyor.
the political unrest is imperilling the stability of the region.
Siyasi huzursuzluk, bölgenin istikrarını tehlikeye atıyor.
his actions are imperilling the trust we have built over the years.
Onun eylemleri, yıllar içinde kurduğumuz güveni tehlikeye atıyor.
neglecting health guidelines is imperilling public safety.
Sağlık yönergelerini ihmal etmek, kamu güvenliğini tehlikeye atıyor.
deforestation is imperilling the habitats of countless species.
Ormansızlaşma, sayısız türün yaşam alanlarını tehlikeye atıyor.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir