stands for
temsil eder
stands out
çıkık
stands by
yanında durmak
stands alone
tek başına durmak
stands still
hareket etmemek
stands accused
suçlu olarak durmak
stands ready
hazır durumda olmak
stands tall
gururlu durmak
standing ovation
ayakta alkış
the tall oak tree stands in the center of the park.
Yüksek bir meşe ağaç parkın merkezinde duruyor.
she stands out from the crowd with her unique style.
Benzersiz tarzıyla kalabalıkta öne çıkıyor.
he stands accused of fraud and embezzlement.
Yalnızca dolandırıcılık ve malvarlığından yararlanma suçlarından yargılanıyor.
the building stands as a testament to architectural innovation.
Bina, mimari yeniliklerin bir göstergesi olarak duruyor.
the company stands to gain a significant market share.
Şirket, önemli bir pazar payı kazanma konusunda durumunda.
my friend stands by me through thick and thin.
Dostum, her zaman bana yardım ediyor.
the statue stands proudly in the town square.
Statü, kasabanın merkezinde gururla duruyor.
the team stands a good chance of winning the championship.
Takım, şampiyonluk için iyi bir şansı var.
he stands corrected; i was wrong about that.
O düzeltildi; o konuda hatalıymışım.
the old lighthouse stands against the crashing waves.
Eski fener, çarpan dalgalar karşısında duruyor.
the law stands in violation of human rights.
Yasa, insan haklarına aykırı duruyor.
stands for
temsil eder
stands out
çıkık
stands by
yanında durmak
stands alone
tek başına durmak
stands still
hareket etmemek
stands accused
suçlu olarak durmak
stands ready
hazır durumda olmak
stands tall
gururlu durmak
standing ovation
ayakta alkış
the tall oak tree stands in the center of the park.
Yüksek bir meşe ağaç parkın merkezinde duruyor.
she stands out from the crowd with her unique style.
Benzersiz tarzıyla kalabalıkta öne çıkıyor.
he stands accused of fraud and embezzlement.
Yalnızca dolandırıcılık ve malvarlığından yararlanma suçlarından yargılanıyor.
the building stands as a testament to architectural innovation.
Bina, mimari yeniliklerin bir göstergesi olarak duruyor.
the company stands to gain a significant market share.
Şirket, önemli bir pazar payı kazanma konusunda durumunda.
my friend stands by me through thick and thin.
Dostum, her zaman bana yardım ediyor.
the statue stands proudly in the town square.
Statü, kasabanın merkezinde gururla duruyor.
the team stands a good chance of winning the championship.
Takım, şampiyonluk için iyi bir şansı var.
he stands corrected; i was wrong about that.
O düzeltildi; o konuda hatalıymışım.
the old lighthouse stands against the crashing waves.
Eski fener, çarpan dalgalar karşısında duruyor.
the law stands in violation of human rights.
Yasa, insan haklarına aykırı duruyor.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir