she felt alonely in the crowded room despite being surrounded by people.
Kalabalık odada insanların arasında olmasına rağmen yalnız hissetti.
he walked alonely through the empty streets at midnight.
Gece yarısı boş sokaklarda yalnız yürüyordu.
the alonely traveler sat by the fire, thinking about home.
Yalnız gezgin ateşin yanında oturup evini düşündü.
she spent her evenings alonely, reading old letters from her past.
Akşamlarını yalnız geçiriyor, geçmişine ait eski mektuplar okuyordu.
the old man lived alonely in the cabin deep in the forest.
Yaşlı adam ormanın derinliklerindeki kulübede yalnız yaşıyordu.
after the party ended, she felt strangely alonely and empty.
Parti bittikten sonra garip bir şekilde yalnız ve boş hissetti.
he stood alonely on the cliff, watching the sunset over the ocean.
Okyanusun üzerinde gün batımını izlerken kayalıkta yalnız duruyordu.
the alonely child sat at the back of the classroom, away from others.
Yalnız çocuk, diğerlerinden uzak olarak sınıfın arkasında oturuyordu.
she drove alonely through the countryside, enjoying the silence.
Köy boyunca yalnız sürüş yaptı, sessillikten keyif aldı.
the alonely musician played his guitar on the street corner for hours.
Yalnız müzisyen saatlerce sokağın köşesinde gitar çaldı.
he realized he had become alonely after his best friend moved away.
En yakın arkadaşı ayrıldıktan sonra yalnızlaştığını fark etti.
the alonely candle flickered in the dark room, casting soft shadows.
Yalnız mum, karanlık odada yumuşak gölgeler düşürerek titredi.
she felt alonely in the crowded room despite being surrounded by people.
Kalabalık odada insanların arasında olmasına rağmen yalnız hissetti.
he walked alonely through the empty streets at midnight.
Gece yarısı boş sokaklarda yalnız yürüyordu.
the alonely traveler sat by the fire, thinking about home.
Yalnız gezgin ateşin yanında oturup evini düşündü.
she spent her evenings alonely, reading old letters from her past.
Akşamlarını yalnız geçiriyor, geçmişine ait eski mektuplar okuyordu.
the old man lived alonely in the cabin deep in the forest.
Yaşlı adam ormanın derinliklerindeki kulübede yalnız yaşıyordu.
after the party ended, she felt strangely alonely and empty.
Parti bittikten sonra garip bir şekilde yalnız ve boş hissetti.
he stood alonely on the cliff, watching the sunset over the ocean.
Okyanusun üzerinde gün batımını izlerken kayalıkta yalnız duruyordu.
the alonely child sat at the back of the classroom, away from others.
Yalnız çocuk, diğerlerinden uzak olarak sınıfın arkasında oturuyordu.
she drove alonely through the countryside, enjoying the silence.
Köy boyunca yalnız sürüş yaptı, sessillikten keyif aldı.
the alonely musician played his guitar on the street corner for hours.
Yalnız müzisyen saatlerce sokağın köşesinde gitar çaldı.
he realized he had become alonely after his best friend moved away.
En yakın arkadaşı ayrıldıktan sonra yalnızlaştığını fark etti.
the alonely candle flickered in the dark room, casting soft shadows.
Yalnız mum, karanlık odada yumuşak gölgeler düşürerek titredi.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir