| Present Participle | coruscating |
| Past Tense | coruscated |
| Past Participle | coruscated |
| Third Person Singular | coruscates |
coruscate brightly
parlakça parıldamak
coruscate in light
ışıkta parıldamak
coruscate with joy
sevinçle parıldamak
coruscate like stars
yıldızlar gibi parıldamak
coruscate under moonlight
ay ışığında parıldamak
coruscate in darkness
karanlıkta parıldamak
coruscate with brilliance
parıltıyla parıldamak
coruscate in colors
renklerle parıldamak
coruscate through clouds
bulutların arasından parıldamak
coruscate like diamonds
elmaslar gibi parıldamak
the stars began to coruscate in the night sky.
gece gökyüzünde yıldızlar parlamaya başladı.
her eyes seemed to coruscate with excitement.
gözleri heyecanla parlıyor gibiydi.
the fireworks coruscate above the crowd.
havai fişekler kalabalığın üzerinde parlıyordu.
diamonds coruscate under the bright lights.
elmaslar parlak ışıkların altında parlıyor.
the ocean waves coruscate in the sunlight.
deniz dalgaları güneş ışığında parlıyor.
her laughter seemed to coruscate through the air.
gülüşü havada yankılanıyor gibiydi.
during the concert, the lights would coruscate to the music.
konser sırasında ışıklar müziğe göre parlıyordu.
the city skyline coruscates at night.
şehir silüeti gece parlıyor.
fireflies coruscate in the summer evening.
yaz akşamında ateş böcekleri parlıyor.
her creativity seemed to coruscate with every new idea.
yaratıcılığı her yeni fikirle parlıyordu.
coruscate brightly
parlakça parıldamak
coruscate in light
ışıkta parıldamak
coruscate with joy
sevinçle parıldamak
coruscate like stars
yıldızlar gibi parıldamak
coruscate under moonlight
ay ışığında parıldamak
coruscate in darkness
karanlıkta parıldamak
coruscate with brilliance
parıltıyla parıldamak
coruscate in colors
renklerle parıldamak
coruscate through clouds
bulutların arasından parıldamak
coruscate like diamonds
elmaslar gibi parıldamak
the stars began to coruscate in the night sky.
gece gökyüzünde yıldızlar parlamaya başladı.
her eyes seemed to coruscate with excitement.
gözleri heyecanla parlıyor gibiydi.
the fireworks coruscate above the crowd.
havai fişekler kalabalığın üzerinde parlıyordu.
diamonds coruscate under the bright lights.
elmaslar parlak ışıkların altında parlıyor.
the ocean waves coruscate in the sunlight.
deniz dalgaları güneş ışığında parlıyor.
her laughter seemed to coruscate through the air.
gülüşü havada yankılanıyor gibiydi.
during the concert, the lights would coruscate to the music.
konser sırasında ışıklar müziğe göre parlıyordu.
the city skyline coruscates at night.
şehir silüeti gece parlıyor.
fireflies coruscate in the summer evening.
yaz akşamında ateş böcekleri parlıyor.
her creativity seemed to coruscate with every new idea.
yaratıcılığı her yeni fikirle parlıyordu.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir